8 Nisan 2014 Salı

AHŞAP BOYAMA SANATI


Ahşap Boyama nasıl yapılır?

Gerekli Malzemeler:
Uygun boyutta fırça
Su bazlı boya
MDF obje
Sıfır numara zımpara
Macun
Su kabı
Eski gazete ve peçete


Daha önce elinize hiç fırça almadıysanız, çekinmeden hemen şimdi başlayabilirsiniz. 
Çok kolay ve çok eğlenceli olduğunu göreceksiniz. 

Boyanın Hazırlanması: 
Boya bir miktar akıcı olmalıdır. Aksi takdirde boyama yaparken pütürtüler oluşacaktır. Fazla sıvı olursa da zemin yeterince kapanmayacaktır ve birkaç kat boyama yapmanız gerekecektir. Kısa sürede boya kıvamını tutturmaya alışacaksınız. Bunun için boya satıcıları da size yardımcı olabilirler. Ayrıca boya firmalarının beyaz rengi değiştirmek amacıyla hazırladıkları renk tüpleri de hem kıvam hem renk hem de fiyatları açısından kullanıma uygundur. Boyayı küçük bir kap içine dökünüz. Eğer katı ise bir miktar su ile akıcı duruma getirebilirsiniz. Eğer sıvı olursa boya ilave ederek tekrar akıcılığını ayarlayınız.

Objenin boyama için hazırlanması: 
Ahşap Boyama nasıl yapılır?Kullanacağınız mdf objenin kaliteli olmasına özen gösteriniz. Kaliteli olmayan objeleri 3-4 kat boyasanız bile istediğiniz görünümü elde edemeyebilirsiniz. Eğer objenizin bazı yerlerinde küçük boşluklar varsa, (örneğin tepsilerde kenar ile tabla arasında boşluk olabilir) bu boşlukları kapatacak şekilde macun sürünüz. 10 dakika macunun kurumasını bekledikten sonra zımparalayınız. Objenizde elinizi gezdirirken hafif pütürtülü gelen kısımları da zımparaladıktan sonra bir bez ile objeyi temizleyiniz.

Yapılışı

Boya ve obje hazır olduğuna göre artık boyamaya geçebilirsiniz.
Fırça önce suya batırılır. fazla sulu olmaması için fırçayı gazete üzerinde hafifçe gezdirirseniz fazla su gazeteye geçecektir. Yine de sulu ise peçete ile kurulayınız. Fırçayı boyaya batırınız. Fırçanızın genişliğine eşit olarak objeyi uzunlamasına bloklar olarak düşünebilirsiniz. Boyanacak bloğun baş kısmına yakın yerden başlanarak düz çizgi halinde boyayınız. Boya fırça üzerinde bitince tekrar boyaya batırınız.Blok boyaması bitirilmeden yan taraftaki bloğa geçilmemelidir. Mümkün olduğunca düz bloklar halinde boyarsanız boyama bittiğinde çok güzel bir görüntü elde edersiniz.

Birinci kat boyama bittikten sonra 15-20 dakika kurumasını bekleyiniz. Sonra tüm objeyi hafifçe zımparalayınız ve bezle siliniz. Elinizi hafifçe obje üzerinde gezdirdiğinizde yumşacık olduğunu hissedeceksiniz. Pütürtülü gelen yerler kalmışsa tekrar hafifçe zımparalayıp siliniz.
Objeyi ilk katta yaptığınız şekilde bir kez daha boyayınız. Beyaz veya çok açık reklerde bazen üç kat gerekebilir. Genellikle iki kat boya uygundur.
               
Boyama işleminiz bitti. Objenizi sade kullanmak istiyorsanız vernikleme işlemine geçebilirsiniz. Diğer tekniklerle süslemek istiyorsanız, istediğiniz tekniği seçerek işleminize devam ediniz.






























CAM SANATI

Cam Nasıl Yapılır
Cam günümüz modern çevresinin önemli bir parçasıdır. Basit bir Su bardağından sofistike bir teknik donanım malzemesine kadar kullanım alanı geniştir. Camın kullanımı günlük hayatımızın o kadar büyük bir alanını kaplamaktadır ki etrafımızdaki doğal çevreden daha fazla onun farkına varırız. Ancak aslında Cam doğal olmaktan çok öte, hatta tam tersine yapay bir malzemedir.
Cam dokunulduğunda sert ve katı bir malzemedir. Gevreksi bir yapısı vardır, sert bir yüzeyle aniden karşılaştığında kırılmaya meyillidir. Buna rağmen kimya terminolojisinde Sıvı olarak tanımlanmaktadır. Yani sıvıları taşımak için tasarlanmış vazoların çoğu aslında Sıvının kendi formudur. Cam sertleşmek için soğutulduğunda bu temel nitelikleri taşımaktadır ancak, ısıtıldığında nitelikleri tamamen değişir. Süneklik derecesine kadar yumuşamaya başlar ve eğer yeterli derecede ısıtılırsa su gibi akıcı olur.
Erken Dönem Cam Sanatı
Yaygın olarak Camın tesadüs eseri keşfedildiğine inanılmaktadır. Camın keşfine dair en sık bahsi geçen açıklama Yunan tarihçi Piny'nin açıklamasıdır. Piny'e göre birtakım tüccarlar teknelerinden kıyıya çıktıktan sonra bir nehir kıyısında kamp kurmuşlar, nehir yatağında bir ateş yakmışlar. Sonraki Gün ise önceki günün ateşinin külleri arasında şeffaf, parlak cam parçaları bulmuşlar. Erken dönemlerinde, cam sanatı daha çok Mısır ve Mezopotamya'da gelişmiştir. Bu bölgede odunla yanan cam ocaklarının var olduğu düşünülmektedir.
Türk Cam Yapımı
Türkiye'deki geleneksel cam ürün yapımı Selçuk ve Osmanlı dönemleri olarak ele alınabilir.
Selçuklu'ların doğudan Anadolu'ya yeni göç ettikleri dönemden kalma bazı Selçuklu cam ürünlerinin varlıkları bilinmektedir. Selçuklu ve Artuklular döneminin bazı parçaları bugün müze koleksiyonlarında yer almaktadır. Bunlar tamamen mimari dekorasyon ya da el yapımı ürünlerdir.
Osmanlı dönemi sırasında, bu dönemden kalan parçalardan da görülebileceği gibi cam sanatı oldukça ilerlemiştir. Cam endüstrisi özellikle İstanbul'un fethinden sonra bu şehirde oldukça gelişmiştir, Osmanlı döneminin lonca sistemi son derece iyi şekilde organize olmuştur. Her bir zanaatkar ve meslek grubu zanaatine ait ham Madde temininden malzeme işlenişine, bitmiş ürünün şekli ve satış koşullarına kadar her konu ileilgilenen bir sistem gelişmiştir. Sistem, ticaret ve zanaat üzerinde katı, disiplinli ve detaylı kurallardan oluşmuştur.
Geleneksel cam endüstrisi en iyi örneklerinden birçoğunu 17-18. yüzyıllarda ortaya koymuştur ancak bu dönemden elimizde çok az doküman kalmıştır. İstanbul Eğrikapı'da, Tekfur Sarayı ve Eğrikapı arasında yer almış bir cam yapım merkezinin olduğunu biliyoruz. III. Murat adına yapılmış bir minyatür o döneme ait bazı önemli belgeleri göstermektedir. Bu eser, bir cam yapımcıları kafilesini resimlemekte ve işçilerin hep beraber yanan bir ocağın çevresinde vazolar biçimlendirirken çalışan bir atölyeyi göstermesi açısından çok önemlidir. III. Murat'ın hakimiyetinde loncaların geçiş töreninde özel olarak inşa edilen bu atölyede kullanılan temel aletlere yakından baktığımızda, geleneksel teknikleri kullanan çağdaş atölyelerin de temelde benzer aletleri kullandığı görülmektedir.
Kanıtlar Osmanlı cam endüstrisinin İstanbul merkezli geliştiğini göstermektedir. Kaynaklar, dönemin başkentindeki Eğrikapı, Eyüp, Balat, Ayvansaray, Bakırköy, Beykoz, Paşabahçe, Çubuklu ve İncirköy mevkilerinde çok farklı çeşitlerde cam üretimi yapan cam atölyelerinin bulunduğunu göstermektedir.
Bu cam yapım merkezlerinde üretilen cam ürünler dışında, ayrıca başta farklı pazarların zevkine uygun olarak üretim yapılan, 13. yüzyılın en büyük cam ihracat merkezi Venedik olmak üzere çeşitli ülkelerden cam ithalatı da yapılmıştır. O dönemde Venedik'te bir Türk ticarethanesi de bulunmaktaydı. Venedik'te özellikle Türk pazarı için üretilen camın ithalatı 1716′da dönemin padişahı tarafından yasaklanmıştır ancak 1700′lerden itibaren başka bir merkezden, Bohemya'dan cam ithalatı devam etmiştir.
Ayrıca I. Mahmut döneminde Fransa'dan cam ustaları getirtildiği, Mehmet Dede ismindeki bir Mevlevi Dervişi'nin III. Selim döneminde cam yapım tekniklerini öğrenmek üzere İtalya'ya gönderildiği bilinmektedir. Söylenildiği üzere, söz konusu Mevlevi usta Beykoz, İstanbul'da bir atölye açmıştır ve çalışmaları arasında en popüleri Çeşm-i Bülbül olmuştur. 1899′da Saul Modiano adındaki bir Yahudi Levanten tarafından bugün eski Paşabahçe cam fabrikasının bulunduğu yerde ‘Fabbrica Vetrami di D. Modiano, Constantinople' etiketli ürünler üreten, 1902 yılı itibariyle 500 kişiye iş imkanı sağlayan bir atölye kurulmuştur.
Cumhuriyet'in kuruluşu ile Türk cam endüstrisi yepyeni bir yön kazanmış ve 17 Şubat 1934′te diğer cam atölyelerine çok yakın bir yerde, Paşbahçe'de, Boğaz'ın yamaçlarında, meclis onayıyla ilk ulusal fabrika kurulmuştur. Türkiye İş Bankası tarafından “Türkiye Şişe ve Cam Fabrikaları A. Ş” adı ile kurulan bu fabrikayı çeşitli tarzlarda cam üretimi yapan birçok başka şirket takip etmiştir.
Paşabahçe, özellikle kuruluş yıllarında ülkenin her yerinden çok sayıda cam ustasını bir araya toplamış ve Türk cam tarihi için önemli bir cam yapım merkezi haline gelmiştir. Bu dönemin en önemli cam işçileri arasında, özellikle serbest şekil verilmiş ürünleri ile tanınan (baba) Yusuf Görmüş yer almaktadır.
Geleneksel Türk cam ürünü, Çeşm-i Bülbül ya da Venedik biçimi ile üretilen Türk filigranosu, Beykoz işi olarak da bilinir. Benzer yüksek kaliteli ürünler halen Venedik'te Murano'da üretilmektedir. Geleneksel Çeşm-i Bülbül dışında, Türk cam sanatının daha çok uygulamalı ya da dekoratif ürünler için uygun form ve tarzları benimsediği görülmekte, seramik sanatından edinilmiş birçok formun özellikle baskın olduğu bilinmektedir.
Çeşm-i Bülbül
Çeşm-i Bülbül filigrano tekniğine verilen Türkçe isimdir. Diğer filigrano teknikleri dünya çapındaki çeşitli cam merkezlerinde bilinmektedir. Çeşm-i Bülbül Anadolu atölyelerinin çıkardığı bir üründür. Bu teknik, modern cam endüstrisinin ilerlemiş yöntemlerinin bile geleneksel ustaların çalışmalarını geçemediği bir tekniktir.
ÇeşmibülbülÇeşm-i Bülbül son derece kalifiye bir tekniktir. Ürünün oluşumundaki her bir etap titiz bir şekilde yerine getirilmeli ve çok kısa bir zamanda bitirilmelidir. Teknik, genel olarak farklılık göstermeyebilir ama her bir ustanın ona yaklaşımı, yani tarzı farklı olacaktır. Bu teknik asla hata kabul etmez. Hata yapıldığında düzeltmek neredeyse imkansızdır, bu nedenle Camı yapmak için ortaya konan kuralların her biri büyük bir kesinlikle yerine getirilmelidir.
Teknik şu şekilde işlemektedir
Demir bir çubuk yani pipo fırında eriyik halde bulunan Cama daldırılır.
Pipo bütün camı toplamak için döndürülür.
Cam potadan ayrılır ve ocak dışında şekillendirilir ve soğutulur.
Bu aşamada biraz daha soğuk olan toplanmış Cam, düzenli şekilde bir araya getirilmiş renkli cam çubuklar ile hazırlanan bir kalıba sokulur ve üflenir, çubuklar cama yapışır.
Oluşturulan form tekrar potaya götürülerek cam çubukların tamamen yapışması sağlanır.
Ürüne son şekli kalıp içinde verilir, bu aşamada gerekli olan döndürme işlemi elle yapılır. Bu son derecede büyük bir yetenek gerektiren bir işlemdir.
Biten ürün soğutulur ve metal çubuktan ayrılır.
Cam Boncuk Yapımı
Cam BoncukCam boncuk yapımı cam üretiminin en cazip şekillendiren biridir. Bir halk sanatı olarak yaygın bir şekilde üretilen cam boncuklar küçük fırınlarda yapılır. Cam odun ateşinde yumuşatılır ve boncuklar elle kullanılan son derece basit birkaç aletle çeşitli formlar verilerek üretilir.
Cam boncuk üretiminde kullanılan yöntemler, fırının odunla yakılması ve cam üreticinin özellikleri yaklaşık 3000 yıllık bir geçmişe dayanır. Bugün yapılan boncuklarda bile nihai ürün daha önceki dönemlerdeki ürünlerden çok az farklılık gösterir ve görevleri de elbette çok az değişmiştir.
Güvercin Şişe
Birleşik tekniklerle üretilen Anadolu cam ürünleri arasında en ilginç ve en tipik olanı, Anadolu atölyelerinde son derece yüksek bir yetenek ile üretilen güvercin şeklindeki şişedir. Yüksek yetenek gerektiren teknikleri kullanılması gerektiği için cam sanatı için son derece önemli bir üründür.






























EBRU SANATI



Ebru; renklerin suyla dansının yarattığı bir ahenktir aslında. Bazı kaynaklar ebrunun, yüz suyu anlamına gelen "ab-ı ru" sözcüğünden, bazı kaynaklar ise Orta Asya dillerinden Çağatayca da hareli görünüm, damarlı kumaş ya da kağıt anlamına gelen "ebre"den geldiğini söylese de en yaygın kanı, kelimenin kökeninin Farsça; bulutumsu, bulut gibi anlamına gelen "ebri" den gelmekte olduğudur. Her ne şekilde isimlendirilse isimlendirilsin insanlara da isim olan ebru, gizemli bir ahenk taşıyor. 

Zorlu ve emek isteyen bir sanat olan ebru, geri dönüşü olmayan, tekrarı olmayan, çok değişkenli bir sanattır. 


Birçok eski eserde süsleme amacıyla kullanılan ebru, geleneksel el sanatlarımızdan olmasına rağmen yakın zamana kadar unutulma tehlikesi ile karşı karşıyaydı. Dünya çapında çeşitli milletler tarafından sahiplenmeye başlanmış, bazı ülkelerde ebru yapımı sırasında kullanılan malzemeleri üreten firmalar boy göstermişti. 


Ebru sanatında son devrin piri merhum Mustafa Düzgünman gerek yetiştirdiği öğrencilerle gerek bu sanata kazandırdığı anlayışla manevi hazinelerimizden birinin payidar kalmasında büyük rol oynamıştır. 

GELENEKSEL TÜRK EBRU SANATINDA KULLANILAN MALZEMELER

KAĞIT : Emici özelliği fazla ve mat olanları tercih edilir. Genellikle birinci hamur kâğıt kullanılır. 

KİTRE: Kitre, Anadolu’da yetişen, geven türü dikenli bitkilerden elde edilen, yapışma özelliği az olan bir zamk çeşididir. Suyla birlikte karıştırılarak uygun kıvam elde edilir. İpek kitresi ise, toz halinde hazır olarak satılmaktadır. Piyasada aktarlarda bulunabilen kitrenin plaka halinde, beyaz ve topraksız olanları tercih edilmelidir. 

TEKNE: Ebru yapımında tekne dediğimiz, içine kitre konan kaplar kullanılır. 

FIRÇA: Fırçanın sapı için, esnek olduğundan dolayı gül dalı kullanılır. Kıllar ise, at kuyruğundan elde edilir. 

BOYALAR: Ebru yapımında genellikle oksit kırmızı, oksit sarı, oksit siyah, lahur çiviti kullanılır. Diğer renkler de bunların karışımından elde edilir. Güzel bir ebru için renkleri uyumlu kullanmak önemlidir. Bu nedenle koyu renklerden başlanarak renkler kullanılır. Tabandaki siyah boya, üzerindeki boyaları canlı ve aktif gösterir. Aralardaki beyazlar da renklere hareket getirir. 

ÖD: Renklerin kitre üzerinde kalmasını sağlar. Boyanın içine atılarak kullanılır. İpek boyalar için kullanılmaz. 

BİZ: Büyük, kalınca iğne olup, ebruya şekil vermekte kullanılır. 

EBRU NASIL YAPILIR?
Ebru yapımına başlamadan önce seçilecek kağıdın ölçüsüne uygun büyüklükte bir tekne alınır, tekne kitreli su ile doldurulur. 

Ebru teknesi basitçe alüminyum bir baklava tepsisi gibidir. Kitre, bir bitkinin özü olup baharatçılarda (aktarlarda) satılır. Sinme bir avuç veya tepeleme iki çoba kaşığı kitre iki litre kadar su içinde 2, 3 veya 4 gün bekletilerek kitrenin su içinde iyice şişmesi sağlanır. Şişen kitre su içinde el ile yoğrularak suya karışması sağlanır. Kitreli su boza kıvamında veya az seyreği olmalıdır. Hazırlanan sıvı ince bir tülbent ile süzülerek temizlenir. Son haliyle tekneye yavaşça (köpürtmeden) boşaltılır. 

Değişik renklerde toprak boyalar ayrı ayrı iki cam yüzey (veya seramik, krom) arasında iyice ezilir. Ezilme esnasında hafif su katılır. Ezilme sonrasında meydana gelen çamur benzeri boyaya sığır ödü katılarak 15 gün veya bir ay kadar bekletilir. Boyanın öd asidiyle pişmesi sağlanır. Beklemeden sonra mamul sulandırılarak kullanılır. Boya açılmıyorsa öd katılır. Rengi açmak için su kullanılır. 

Bir ebru bir defa yapılabilir. 

Hazırlanan boyalar fırça veya metal çubuk yardımıyla daha önce hazırlanmış olan kitreli suyun üst yüzeyine damlatılır.Boyaların açılmasını ve şekillerin yuvarlaklığını kesin olarak bilemeyiz. Ancak fikir sahibi oluruz. Yaptığımız ebrunun tam olarak nasıl olacağını değil neye benzeyeceğini bilebiliriz. Bu yüzden iki defa aynı ebruyu yapmak imkansızdır. 

Kağıt tekneye serilir, iş tamamlanır. 

Kağıt düzgünce tekne üzerine bırakılır, görüntünün kağıda işlemesi sağlanır. Kağıt temiz bir ortamda kurumaya bırakılır. 


Su yüzeyinde meydana gelen şekiller, teknik gereksinme sonucu daha çok soyut olarak gelişir. Bu düzenlemeden sonra seçilen kağıt su yüzeyine yatırılır. Birkaç saniye sonra kaldırılır ve kitreli suyu süzülünceye kadar iki ucundan asılır. 

Bu ebrû tekniğinde sanatçı, boyaların kitreli su üzerindeki dağılışına yeterince hakim olamaz. Bu yüzden bir takım kalıplaşmış ebrû tipleri oluşmuştur. 



























KUM SANATI

Kum sanatı, ışıkla aydınlatılan bir masada kumla yapılan resim sanatı. Bu sanatla uğraşanlara kum ressamı denir.
Kum gösterileri genellikle new age tarzı müzikler eşliğinde yapılır. Ses ve ışık, gösterinin daha da etkili olmasını sağlar ve büyülü bir atmosfer yaratır. En önemli temsilcileri arasında dünyaca ünlü İsrailli ressam İlana Yahav sayılabilir.Türkiye'de Veysel Çelikdemir Kum Sanatının öncüsüdür ve katıldığı TV programlarında gösterdiği performansla seyircinin büyük beğenisini kazanmıştır.












SANAT NE ANLATIR?




Bilindiği üzere bir zamanların meşhur korku filmi Çığlık filmindeki o meşhur maske, Edward Munch'un bu aynı adı taşıyan çalışmasından esinlenilerek yapılmıştır.
Peki bu resim bize ne anlatır ? Neden itici gelmesine karşın, ilginç bir şekilde izlemekten haz duyarız. Sanat mutluluğu estetiği, göze hoş gelen şeyleri, bize sunmak için ortaya çıkmış bir şey değil midir ?!
Ancak Much'un eserleri eti ile kemiği ile bağırmakta, rahatsız etmekte ve orada durarak canımızı sıkmaktadır. Çünkü sanat böyle bir şeydir. Rahatsız etmeli korkumuz olmalı ve nihayetinde insanlarına derdini anlatabilmelidir.
Munch Dışavurumcu bir ressam olarak böyle düşünüyordu. Çünkü o doğanın yansımasını değil, içimizde ne yansıttığına bakıyordu. Duyguların düşüncelerin ve ne hissettirdiğinin 2 boyutlu aktarılmasıdır Çığlık tablosu.
Munch bir akşam üzeri, Ekeberg tepesinde yürüyüşe çıkmıştı. Birden gözü gökyüzüne kaydı, Oslofjord'un gökyüzü kıp kızıldı. Much bu doğanın çığlığı olmalı dedi. Ve gördüğü şeyi eksiği fazlası olmadan tuvaline aktarıp, sonraki nesle oldukça farklı bir bakış açısı getirdi.
Bu resme dikkatli bakmalısınız, bu aslında biziz, yada her gün altından geçtiğimiz gökyüzünün kendisi...


Jan Vermeer bu yapıtı ile günümüzde halen çözülemeyen bir sırra imza atmıştır. Üzerinde en çok soru sorulan resimlerden bir tanesidir. 
İlk soru şudur. Bu resim fotoğraf makinesinden yüzyıllar önce yapılmasına rağmen, fotoğrafik etki nasıl yaratılabilmiştir ? Söz gelimi Fotoğraf makinesinde odaklanan kısım net çevresi daha fludur. Aynı şey bu resim içinde geçerlidir. Sanatçı gözümüzle nereye bakmamız gerektiğini ayarlamıştır diyebiliriz. Fotoğraf makinesinden yüzyıllar önce  resimde fotoğraftan çalışmış gibi durmaktadır. ( Bir takım sanat tarihçileri ilkel fotoğraf makinesi olan Camera obscura kullandığında hemfikirdirler. Ancak hiç biri böylesi bir etki yaratmamaktadır.


Bu resmi Vermeer satmak için değil kendisi için yapmıştır. Atölyesine gelen bir alıcı Vermeer'in bir resmini almak istemiş, ancak elinde hiç resim olmadığından müşterisini kaçırmıştır. Bu durumu hayıflanan Vermeer işe koyulur. 
Bu çalışma onun vitrin resmidir diyebiliriz. Bilinen 12 kızı vardır. Ancak Resimdeki model kızlarından biri değildir. Sonradan anlaşılmıştır ki, resimdeki kadını, model olmadan hayalden resmedilmiştir. Başındaki mavi yapraklardan, Yunan mitolojisinde İlham perisini, Cluo olduğu anlaşılmıştır.
Öte yandan o siyah beyaz damalı taban da tamamen hayal ürünüdür. O dönemde kolay kolay hiç bir evde o tarz bir döşeme yoktur. Sadece belli zengin evlerde çok az bir yerde kullanılmaktadır.
Son olarak Resim öylesine etkileyicidir ki, öndeki ressam ayağa kalkıp kızın yanına gitse, kızdan en az 2 3 katı büyük olacağını ve inanılmaz bir orantı hatası olduğunu fark edemiyoruz. Kızın boyu anormal derecede küçüktür. Ya da öndeki figür bir devdir.
Bu resim yüz yıllar sonra tarihin en tekinsiz sanat koleksiyoneri, Hitlerin baş yapıtı olacaktır. Hitler zamanında tam on bin sanat eseri toplamayı başarmıştır. İngiliz Kraliyet müzesinde şuan 2 bin eser bulunduğunu düşünürsek, kaç tane müze kurulabileceğini kestirebiliriz..





Yaşlı bir adam donmuş sert toprağı epey bir kazmış. Kendisini işine belki de öylesine bir kaptırmıştır ki, ölüm meleğinin yavaşça yanına inip, yeşil renkteki ruhunu yavaşça ellerinin arasına aldığını bile sonradan fark ediyor.
Sembolist akımının öncülerinden,Carlos  Schwabe yakın bir dostunu kaybettikten sonra, ölüm üzerine ciddi düşüncelere dalmıştır. Resimde bir mezarcının kazdığı mezarın aslında kendi mezarı olduğuna tanık oluyoruz. Resimdeki kara melek avuçları arasında yaşlı mezarcının ruhunu tutuyor. Karların arasında uçları çıkmış, filizler ise belki de ölüm ve doğumun döngüsünü temsil ediyor.
Resimdeki kara melek, ressamın karısıdır.

Ünlü Ressamlar ve Eserleri Dünyanın En Güçlü Fırçaları Kimler İşte Buyrun | izlesene.com